Bütün dillerde bir "halk dili-avamca" bir de "resmi dil" vardır.
Resmi yazışmalarda ve resmi tabelalarda halk dili kullanılmaz.
Kilis'te 2-3 yıl önce asılan yönlendirme tabelalarının bazılarında halk dili kullanıldığı göze çarpıyor.
Mesela, yolda karşılaştığınız birine "Nereye gidiyorsun?"diye sorsanız size "Milli Eğitime, Halk Eğitime veya Emniyete gidiyorum diyebilir.
Bu cevaplar halk dilinde gayet normaldir.
Ancak siz bir ilde yönlendirme tabelası asıyorsanız şöyle olmalıdır: 'Millî Eğitim Müdürlüğü,Halk Eğitim Müdürlüğü,Emniyet Müdürlüğü' gibi.
Ben asıldığı günlerde de aynı uyarı görevimi yapmıştım ama dinleyen olmadı.

Bizde kafa şöyledir genellikle; "Amaaan kafanı yorma.Her iş bitti buna mı kaldık."
Bir de bu yönlendirme tabelalarında İl Müftülüğü neden yok?
İki ihtimal var.
Birincisi; Müftülük dini bir kurum.Laikliğe aykırı olabilir.Hem onu yazmasak kimse bir şey demez.Hem Müftülükle kimin ne işi olabilir ki.?.Tabelaya gerek yok denilmiş ve konulmamış olabilir.
İkinci ihtimal unutulmuş olabilir.Biz bu ihtimali kabul ederek yönlendirme tabelalarında İl Müftülüğü yazısını da görmek istiyoruz.
Hac ve umre kayıtları, kurban bağış işlemleri, fetva, resmi nikah işlemleri gibi vatandaşın sıklıkla ugradığı bir mekân nasıl unutulabilir.!!
Belediyemiz bu eksiklikleri gündemine alsa güzel olacak.
***************
KAPİTALİZM'İN ÇARKLARI ARASINDA OYALANIP DURUYORUZ
Mesela 60-70 yıl önce bir kimsenin 20 bin lira aylık geliri olsa bu para ile krallar gibi yaşar, hatta epeyce bir kısmını arttırırdı.
Çünkü elektrik faturası, su faturası, telefon faturası,doğalgaz faturası, internet faturası yoktu. Bina aidat giderleri,araba yakıt, bakım ve sigorta giderleri, çocukların okul giderleri, üniversitede çocuk okutma giderleri, okul servis ücretleri, pahalı sigara tüketme ve seyahat giderleri vs.yoktu.

Dışarda yemek yeme, doğum günü kutlaması, evlilik yıldönümü kutlaması yoktu.
Kasaptan et gramla alınır, tavuk eti pek bilinmezdi.
Kıyafet ve ayakkabı bayramdan bayrama alınır, eskiyen elbiseler ters yüz edilir, yırtılanlara yama yapılırdı.
Okul kitaplarını bir sonraki kardeşte kullanırdı.
Elbiseler büyük kardeşten küçük kardeşe intikal ederdi.
Servis diye bir kavram yoktu.Herkes okuyacağı okula yürüyerek gider gelirdi.
Hastane ve ilaç giderleri minimum düzeydeydi.
Televizyon yoktu.Kafe yoktu.Serpme kahvaltı yoktu.Adım başı tatlıcı yoktu.Adım başı lokanta ve dönerci yoktu.
Binlerce ürünün bir arada satıldığı marketler yoktu.Envai türlü kuruyemişin, baharatın, peynirin, yağın,balın,baklava ve çikolatanın satıldığı, cafcaflı, albenili devasa mağazalar yoktu.
Muz çok kıymetli ve pahalı bir meyveydi.Şehirde sadece 2-3 adet manav vardı.

Şimdi aradan geçen zaman içerisinde çok şey değişti.
Bütün bu nimetler çoğalıp ortaya saçılınca artık 20 bin değil ayda 100 bin kazananlar bile şaşkına dönmüş vaziyette.
Çünkü ihtiyaç gibi gösterilen o kadar çok şey var ki, yetişmek adeta imkânsız.
Tuhaf bir şekilde 60-70 yıl önce imkansızlıklar içersinde yaşayanlar şükür ve kanaat ehli iken, şimdilerde milyon kazananlar bile mutsuz ve şükürsüz.

Kapitalizmin çarkları arasında mâl-i hülya ile oyalanıp dururken,en önemli şeyi "ahiret"i ihmal ediyoruz.
Paranın çok değer gördüğü bu devirde kendini dünyaya kaptırmayan,haram ve helale dikkat eden ve âhiret için hazırlık yapanlara ne mutlu..
Cahit Faruk İslamoğlu
