Acı Bir Özeleştiri

İlk gençlik yıllarımdan itibaren İslamî bir düşünce ve yaşantıdan yana olmuşumdur.Bu düşünce, siyasi olarak Milli Görüş çizgisinde olan partilerden yana olmamızı gerektirmiştir.
O günkü düşüncemize göre "İslam gelecek, dertler bitecek"."Huzur İslam'da"."Önce ahlak ve maneviyat"."Yeniden Büyük Türkiye" gibi sloganlar hoşumuza gidiyordu.
Halktan ve haktan kopuk siyasileri eleştirip,Hz Ömer dönemi  gibi adil bir yönetim getireceğimize inanıyorduk.
Önce bu düşüncelere kimse inanmadı.Yıllar sonra 1994 yılında mahalli seçimlerde Refah Partisi, başta Ankara ve İstanbul olmak üzere bir çok ilde Belediye başkanlığı kazandı.
Seçilen başkanlar kendi ceplerini düşünme yerine halktan yana icraatlarıyla göz doldurdular.
Hak,hukuk,adalet,şeffaflık,hesap verebilirlik  söylemleri halk tarafindan çok ilgi gördü.
Başkanların mütevazi evlerde oturmaları,lüks ve şatafattan kaçınmaları büyük halk kesimlerinin bu partiye meylini arttırdı. 
Tayyip Erdoğan o dönemin en popüler ismi oldu.Parti 1995 seçimlerinde iktidar oldu.11 aylık bir süreç sonrası 28 Şubat krizi patlak verdi.
2002 seçimlerinde bu defa Ak Parti kadroları halka güven vererek tek başına iktidar oldu.
Tayyip Erdoğan Başbakan olmasına rağmen Keçiören'de bir apartman dairesinde kirada oturuyordu.
Fakir halkla iç içe pozlar veriyordu.
450 Milletvekili  için Özal zamanında yaptırılan lojmanları bile satışa çıkardı.
Milletvekilleri halktan kopuk olmasınlar diye.
Öyle de oldu.
Sonra nasıl olduysa bu düşünceler eskide kaldı.
İktidar ve makam, değişik içtihatlara yol açtı. "Devleti güçlü göstermeliyiz" "İtibarda israf olmaz" mantığı hâkim oldu.
Hz.Ömer döneminde  sahabe, minberde iken, giydiği iki parça elbiseyi  nerden aldığını sorabiliyordu.
Modern demokrasi de böyle bir imkân maalesef yoktu.
Dilimizde İslami söylemler hep oldu ama icraatın çoğunda kaybettik.
Yanlış bir değerlendirmeyle İslam'ı bizim şahsımızla özdeşleştiren milyonlarca insan bu defa bizim yanlış icraatlarımız yüzünden dinden soğur hâle geldi. 
Keşke milyonlarca insan 20-25 bin lira ile geçinmeye çalışırken, onlara 1 lira bile fazla veremiyorken, milletvekilleri olarak biz de emekli maaşımızı  almıyoruz diyebilselerdi.
Keşke halka "sizi anlıyoruz ve sizi dinliyoruz" diyebilselerdi. 
Oysa 273 bin mebus maaşının üzerine 177 bin lira emekli maaşını eklerken bunda bir sakınca görmediler.
Bu halkın gözünden kaçmadı ve kaçmıyor.
Bütün bunlara rağmen halk, eski yönetimlerle kıyaslama yaparak yine de bu iktidarı 23 yıldır desteklemekte.
Temennimiz, iktidar mensuplarının  gerçek manada halka kulak vermesi ve sorunlarını çözmesi ve de yoluna devam etmesi yönündedir.
Cahit Faruk İslamoğlu