Evler yan yana iken komşuluk ilişkileri çok sıcak ve candan idi. İnsan sosyal bir varlık olduğundan ve bir de birbirine muhtaç yaratıldığı için daima komşuya ve akrabaya ihtiyaç duyardı. Birlikte kışlık yiyecekler hazırlanır, neşe içerisinde erzaklar depolanırdı.
Evde bulgur biter komşudan istenir, evde bulunmayan bir hacet yine komşudan istenirdi.
Çünkü evde eksik ve ihtiyaç hiç bitmezdi. İyi günde, kötü günde komşu hemen Hızır gibi yetişirdi.
Ne zamanki televizyon çıktı ilişkiler bir darbe yedi. Herkese hitap eden kanallar türlü programlarla kişileri evde alıkoydu. Kimi maçı, kimi diziyi bahane edip ilişkilere mesafe koydu.
Ekonomik yönden refahın artması sonucu insanların birbirine ihtiyacı da azaldı. Herkesin evinde her şeyi tam olunca kendini müstağni (kimseye ihtiyaç duymayan) hissetmeye başladı. İhtiyaçsızlık, kibir ve bencilliği beraberinde getirdi.
Hâlbuki müstağni sıfatı sadece Yüce Allah'a ait bir kavramdır.
İnsan canı sıkılınca sohbete, hasta olunca ziyarete, mutlu gününde tebriğe, üzüntülü gününde teselliye ihtiyaç duyar.
Sonuçta kimse kimsenin kapısını çalmaz oldu. Eş -dost birbirinin evinin yerini bilmez oldu.

Şimdilerde nişan, davet evinde, düğün zaten düğün salonunda yapılıyor. Evi bilmeye gerek yok. Ölünce de taziye, taziye evinde olunca yine evin bilinmesine ihtiyaç olmuyor.
Buluşmalar ev yerine kafelerde yapılıyor.
Modernizm bizi hızlıca yalnızlığa sürüklüyor. Gençlerde arkadaşsızlık ve yalnızlık duygusu çoğalıyor.
Yaşlılarda yalnızlık, sahipsizlik ve çaresizlik duyguları artıyor.
Allah'ın dininden kopmanın cezalarını hep birlikte çekiyoruz ve çekeceğiz bu gidişle.


Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir