Televizyon programlarında son yıllarda şehirler tanıtılıyor, o şehrin en güzel yemekleri bütün ayrıntılarıyla gözler önüne seriliyor. Programlarda en güzel etler/kebaplar/yemekler en güzel mekânlarda iştah açıcı bir şekilde filan şefin/ ustanın elleriyle pişiriliyor ve sunucular tarafından tadına bakılıyor, el işaretiyle yemeğin mükemmel olduğu anlatılıyor.
Oradan çıkıp tatlıcı dükkânına gidiliyor, baklavaların, katmerlerin yapılışı ve daha sonra sunucunun tadına bakışı, 'hımmm çok harika olmuş' deyişi gösteriliyor.
Bazıları; ne var ki bunda? Şehri ve yemeklerini tanıtıyorlar diyebilir.
Programlarda benim merak ettiğim şey, burada gösterilen etlere/kebaplara/baklavalara/katmerlere, o lüks mekânlara/restoranlara toplumun ne kadarının ulaşabiliyor olması.
İnsan hele de çocuklar gördüğünden etkilenir ve canı çeker. Eski kültürümüzde fırından ekmek alan birisi karşısında gördüğü bir tanıdığına sıcak ekmekten ikram ederdi.
Almak istemeyene ısrar edilirdi. Evinizde taze pişmiş ve kokusu komşuya ulaşmış bir yemek yapıldıysa bir tabak gönderilirdi.
Varlıklı birisi manavdan aldığı turfanda meyveyi kese kâğıdında evine götürürdü.
Kilosu 1000-1500 liralık löp etlerle yapılan yemeklere toplumun yüzde kaçı erişebiliyor.
Memlekette tavuk dönercinin ve et dönercinin sayılarına bakarsanız benim dediğimi anlarsınız.
Ayda kaç kez et yiyebilen ailelerin sayısını araştıran var mı acaba?
Ya da kırmızı et pahalı, fiyatını biraz ucuzlatalım fakir, fukara da yiyebilsinler diye çaba gösteren var mı?
Toplumun üst kesimlerinin ulaşabildiği lükslere sanki herkes ulaşabiliyormuş gibi yayın yapmak bana biraz ters geliyor.
Belki de bazı kimselerin aşırı hırsla harama, rüşvete, hırsızlığa, yolsuzluğa yönelmelerinin temelinde bu yayınların etkisi olmuş olabilir.
Kapitalizmin mantığına göre her şey mubah.


Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir