Sessizliğin Bedeli, Coğrafyamızda Akan Kan ve Unutulan Vicdan

Hamza ÖZKAYA

2 hafta önce

Coğrafyamız, tarihinin belki de en sancılı, en ağır imtihanlarından birini yaşamaya devam ediyor. Gün geçmiyor ki Ortadoğu’dan yeni bir acı haberi gelmesin, gün geçmiyor ki mazlumların feryadı gökyüzünü delmesin. Ancak ne yazık ki bu çığlıklar, çoğu zaman dünya kamuoyunun sağır duvarlarına çarpıp geri dönüyor. Bugün gelinen noktada, İsrail’in Filistin topraklarında sürdürdüğü politikalar yalnızca bir “çatışma” olarak ifade edilemeyecek kadar ağır, sistematik ve derin bir zulme dönüşmüş durumda. Kadın, çocuk, yaşlı demeden insanların hedef alınması, şehirlerin yerle bir edilmesi ve en temel insan haklarının hiçe sayılması artık sıradanlaşmış gibi sunuluyor. Daha da vahimi, Mescid-i Aksa’nın uzun süredir ibadete kapalı tutulmasıdır. Müslümanların ilk kıblesi olan bu mukaddes mabedin kapılarının kapatılması, sadece bir dini mekâna yönelik değil  aynı zamanda bir inanca, bir kimliğe ve bir tarihe karşı yapılmış açık bir müdahaledir. Bu durum karşısında dünyanın büyük bir kısmının sessizliğe bürünmesi ise ayrı bir trajedidir. Öte yandan, İsrail meclisinde alınan ve Filistinli tutukluların idam edilmesini gündeme getiren kararlar, insanlık adına kaygı verici bir eşiğin aşıldığını göstermektedir. Hukukun, adaletin ve insan haklarının tamamen askıya alındığı bu yaklaşım, sadece Filistin halkını değil, tüm insanlığın vicdanını yaralamaktadır. Bugün dikkatlerin büyük bölümü İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan gerilime çevrilmiş durumda. Ancak bu tablo içerisinde Filistin’de yaşanan dramın geri planda kalması, belki de en tehlikeli gelişmelerden biridir. Çünkü gözlerden uzak kalan her zulüm, daha da derinleşir ve normalleşir. Açık konuşmak gerekirse; Müslüman ülkelerin ortaya koyduğu refleksler de sorgulanmalıdır. Yapılan kınamalar, yayımlanan bildiriler ve diplomatik açıklamalar elbette önemlidir. Ancak sahadaki gerçeklik değişmediği sürece bu tepkiler yetersiz kalmaktadır. Birlikten uzak, parçalanmış ve ortak bir irade ortaya koyamayan bir İslam dünyasının, bu tür krizlerde etkili olması maalesef mümkün görünmemektedir. Bugün yaşananlar, dünün planlarıdır. Bu coğrafyada dökülen kan, yıllar öncesinden kurgulanmış senaryoların bir sonucudur. Dolayısıyla meseleye sadece bugünün penceresinden bakmak eksik kalacaktır. Daha güçlü, daha kararlı ve daha stratejik adımların atılması gerektiği açıktır. Peki ne yapılmalı? Öncelikle sessizlik terk edilmelidir. Çünkü sessizlik, zulmün en büyük destekçilerinden biridir. Sadece devletler düzeyinde değil, toplumlar ve bireyler düzeyinde de bilinç oluşturulmalı, kamuoyu baskısı artırılmalıdır. Uluslararası platformlarda daha güçlü girişimlerde bulunulmalı, hukuki süreçler işletilmeli ve insan hakları ihlalleri somut delillerle dünya gündemine taşınmalıdır. Unutulmamalıdır ki; mesele sadece Filistin meselesi değildir. Bu mesele, insanlığın vicdan meselesidir. Bugün orada yaşananlara sessiz kalanlar, yarın benzer acılarla karşılaştıklarında aynı duyarsızlığı göreceklerdir. Sonuç olarak artık yalnızca kınamak yetmemektedir. Daha fazlasına ihtiyaç vardır. Cesarete, birlikteliğe ve gerçek anlamda bir iradeye… Çünkü bu sessizliğin bir bedeli var. Ve o bedeli her gün masum insanlar canlarıyla ödüyor. Hamza ÖZKAYA
YAZARIN DİĞER YAZILARI