Resmî Gazete’de yayımlanan ve 600 milletvekilinin onayından geçerek yürürlüğe giren yeni trafik cezası düzenlemeleri, bir anda milyonlarca sürücünün gündemini değiştirdi. İnsanlar artık direksiyon başına geçerken sadece yolu değil, “Acaba plakam app mi? Ceza yer miyim?”
Bir ülkede vatandaşın ilk refleksi güvenle araç kullanmak değil de “acaba sistem beni yakaladı mı?” diye düşünmek oluyorsa, ortada ciddi bir kopuş var demektir. Bu kopuş sadece teknolojiyle ilgili değil; siyaset ile toplum arasındaki mesafeyle ilgili.
Meclis’te 600 milletvekili var. Her biri seçildikleri şehirlerde yüz binlerce insanın oyuyla o koltuklara oturdu. O koltuklar, vatandaşın derdini dinlemek ve çözüm üretmek için var. Ama gelinen noktada vatandaşın aklındaki soru şu: “Bu kanunlar hazırlanırken bizim sesimizi kim duydu?”
Elbette trafik düzeni gerekir. Kurallar olmazsa kaos olur. İnsan hayatını korumak devletin en temel görevidir. Kimse hız yapanın, kırmızı ışık ihlali yapanın ya da alkollü araç kullananın korunmasını istemez. Fakat mesele sadece kural koymak değildir; mesele adalet duygusunu korumaktır.
Bugün sokakta konuştuğunuz sürücülerin büyük kısmı aynı şeyi söylüyor:
“Cezalar güvenlik için mi, yoksa bütçe açığını kapatmak için mi?”
Eğer vatandaş böyle düşünmeye başladıysa, bu durum kanunun kendisinden çok güven sorununun büyüdüğünü gösterir. Çünkü vatandaş devlete inanıyorsa ceza kesildiğinde “hata yaptım” der. Ama güven zayıflamışsa “beni yakaladılar” der.
Meclis’teki vekillere sormak gerekir:
Memleketlerinize gittiğinizde kahvede, çarşıda, pazarda vatandaş size ne söylüyor? İnsanlar geçim sıkıntısından, yakıttan, sigortadan, vergiden bahsederken üzerine bir de ağır trafik cezaları eklendiğinde gerçekten bu tabloyu görmüyor musunuz?
Milletvekilliği sadece el kaldırıp indirmek değildir. Bazen “Durun, bu düzenlemeyi bir daha konuşalım” diyebilmektir. Bazen de vatandaşın hissiyatını meclis kürsüsüne taşımaktır.
Bugün vatandaşın derdi basit:
Kurallar olsun ama adil olsun. Denetim olsun ama vatandaş düşman gibi görülmesin.
Trafikte güvenliği sağlamak elbette şart. Ancak vatandaşın devlete olan güvenini kaybettirecek bir yaklaşım, en doğru düzenlemeyi bile tartışmalı hale getirir.
Unutulmaması gereken bir gerçek var:
Meclis’teki 600 koltuğun sahibi aslında milletin kendisidir. Vekiller o koltuklarda millet adına oturur.
Ve milletin aklındaki soru hâlâ aynı:
“Bu kanunlar yapılırken bizim sesimizi gerçekten duyan oldu mu?”
Plakadaki mavi rengi al kırmızı yapmakmı rahatsız etti sizleri?
Osman Zahteroğlu
Bir ülkede vatandaşın ilk refleksi güvenle araç kullanmak değil de “acaba sistem beni yakaladı mı?” diye düşünmek oluyorsa, ortada ciddi bir kopuş var demektir. Bu kopuş sadece teknolojiyle ilgili değil; siyaset ile toplum arasındaki mesafeyle ilgili.
Meclis’te 600 milletvekili var. Her biri seçildikleri şehirlerde yüz binlerce insanın oyuyla o koltuklara oturdu. O koltuklar, vatandaşın derdini dinlemek ve çözüm üretmek için var. Ama gelinen noktada vatandaşın aklındaki soru şu: “Bu kanunlar hazırlanırken bizim sesimizi kim duydu?”
Elbette trafik düzeni gerekir. Kurallar olmazsa kaos olur. İnsan hayatını korumak devletin en temel görevidir. Kimse hız yapanın, kırmızı ışık ihlali yapanın ya da alkollü araç kullananın korunmasını istemez. Fakat mesele sadece kural koymak değildir; mesele adalet duygusunu korumaktır.
Bugün sokakta konuştuğunuz sürücülerin büyük kısmı aynı şeyi söylüyor:
“Cezalar güvenlik için mi, yoksa bütçe açığını kapatmak için mi?”
Eğer vatandaş böyle düşünmeye başladıysa, bu durum kanunun kendisinden çok güven sorununun büyüdüğünü gösterir. Çünkü vatandaş devlete inanıyorsa ceza kesildiğinde “hata yaptım” der. Ama güven zayıflamışsa “beni yakaladılar” der.
Meclis’teki vekillere sormak gerekir:
Memleketlerinize gittiğinizde kahvede, çarşıda, pazarda vatandaş size ne söylüyor? İnsanlar geçim sıkıntısından, yakıttan, sigortadan, vergiden bahsederken üzerine bir de ağır trafik cezaları eklendiğinde gerçekten bu tabloyu görmüyor musunuz?
Milletvekilliği sadece el kaldırıp indirmek değildir. Bazen “Durun, bu düzenlemeyi bir daha konuşalım” diyebilmektir. Bazen de vatandaşın hissiyatını meclis kürsüsüne taşımaktır.
Bugün vatandaşın derdi basit:
Kurallar olsun ama adil olsun. Denetim olsun ama vatandaş düşman gibi görülmesin.
Trafikte güvenliği sağlamak elbette şart. Ancak vatandaşın devlete olan güvenini kaybettirecek bir yaklaşım, en doğru düzenlemeyi bile tartışmalı hale getirir.
Unutulmaması gereken bir gerçek var:
Meclis’teki 600 koltuğun sahibi aslında milletin kendisidir. Vekiller o koltuklarda millet adına oturur.
Ve milletin aklındaki soru hâlâ aynı:
“Bu kanunlar yapılırken bizim sesimizi gerçekten duyan oldu mu?”
Plakadaki mavi rengi al kırmızı yapmakmı rahatsız etti sizleri?
Osman Zahteroğlu
