Şu Kahrolası Reyting

Televizyonu açıyorsunuz… Aynı zehir, aynı senaryo, aynı çürümüş zihniyet. Aileyi ayakta tutması gereken değerler, reyting uğruna lime lime ediliyor. Ekran başında “eğlence” diye sunulan şey, aslında toplumun sinir uçlarıyla oynayan bir yozlaşma makinesi.

 

Gündüz kuşağı programları deseniz, ayrı bir felaket. İnsan onurunu hiçe sayan, mahremiyeti pazara çıkaran, en çirkin tartışmaları normalleştiren bir utanç sirki… Bağıranlar, çağıranlar, birbirini aşağılayanlar… Ve bunlar milyonlara “normal hayat” diye izletiliyor. Bu mu yayıncılık? Bu mu toplum hizmeti?

 

Akşam olunca tablo daha da kararıyor. Mafya dizileri… Suçu cazip gösteren, şiddeti yücelten, kirli ilişkileri “karizma” diye pazarlayan yapımlar. Gençlerin zihnine sinsice işleyen bir mesaj var: Güç, hukukta değil; silahta. Saygı, karakterde değil; korkuda. Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır?

 

Yarın bir çocuk, “Ben de o dizideki gibi olayım” diye yola çıktığında bunun sorumluluğunu kim üstlenecek? Senaryo yazarları mı? Yapımcılar mı? Yoksa sadece “izleyici tercih ediyor” diyerek işin içinden sıyrılan yayıncılar mı?

 

Aile yapısı dediğimiz şey, öyle kendiliğinden ayakta duran bir yapı değil. Onu ayakta tutan değerler var. Ama televizyon ekranlarında bu değerler sistemli şekilde aşındırılıyor. Sadakat alaya alınıyor, dürüstlük saf yerine konuyor, fedakârlık aptallık gibi gösteriliyor. Sonra da “toplum neden bozuluyor?” diye soruyoruz.

 

Burada ciddi bir sorumluluk sorunu var. Reyting uğruna her şeyin mübah sayıldığı bu düzen sürdürülebilir değil. Toplumu etkileyen bir araç bu kadar başıboş bırakılamaz. Yayıncılık sadece para kazanma işi değildir; aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur.

 

Ama iş sadece yasaklamakla da bitmez. İzleyici olarak biz neyi izlediğimizi sorgulamazsak, çocuklarımızla neyin doğru neyin yanlış olduğunu konuşmazsak, en büyük hatayı kendimiz yapmış oluruz.

 

Evet, bu içeriklerin ciddi şekilde denetlenmesi gerekir. Evet, toplumun ahlaki yapısını zedeleyen programlara karşı daha net bir duruş şart... Ama asıl mesele, bu çürümüş düzeni besleyen talebi de sorgulamaktır.

 

Çünkü ekran değişmeden önce, zihniyet değişmeli.

 

Osman ZAHTEROĞLU