Yine “basın nerede?” diye soruluyor; yine herkes suçlu, bir kişi hariç.
Cümleler uzun, ünlemler bol, ithamlar sınırsız.
Şunu en baştan netleştirelim:
Gazeteci, bir takım insanların yönlendirmesiyle yön vereceğiniz bir meslek değildir.
Gazetecilik; talimatla, sosyal medya baskısıyla ya da bağıranın sesi daha çok çıkıyor diye şekil almaz.
Bizler; halkın bize ilettiği görüntüyü, videoyu, belgeyi paylaşırız.
Vatandaşın mağduriyeti varsa, onu görünür kılmak bizim işimizdir.
Ancak her klavye başına geçenin öfkesini, her komplo cümlesini “haber” diye servis etmek gibi bir sorumluluğumuz yoktur.
Bu günlerde moda olan bir çağrı var:
“Yok canlı yayına çıkalım, yok hesaplaşalım, yok yüzleşelim…”
Bu çağrılara cevabımız nettir ve değişmez:
Siz ve sizin gibiler, canlı yayın yapacağımız kişiler değilsiniz.
Biz, Kilis basını olarak;
canlı yayınlarımızı karar alma mekanizmalarıyla yaparız.
Zor durumda olan vatandaşla yaparız.
Siyasi parti il temsilcileriyle yaparız.
STK temsilcileriyle yaparız.
Esnafla, halkla yaparız.
Ama şov yapmak isteyenlerle, sosyal medyada bağırarak meşruiyet arayanlarla, gazeteciliği parmak sallamak zannedenlerle işimiz dahi olmaz.
Hakaret ederek, genelleyerek, konuşmak; eleştiri değil, iç dökmedir.
Ve iç dökme metinleri ne manşet olur ne de hakikat.
Gazetecilik; kimin daha çok bağırdığına bakmaz.
Kimin haklı olduğuna da sosyal medya karar vermez.
Gazetecilik; belgeye, sorumluluğa ve ciddiyete bakar.
Buradan halkımıza da açıkça sormak isteriz:
Bizlere iletmiş olduğunuz sıkıntıları, mağduriyetleri, videoları ya da fotoğrafları paylaşıp paylaşmadığımızı; bu konularda duyarsız kalıp kalmadığımızı lütfen yorumlarda belirtin.
Gerçekler, yüksek sesle atılan iftiralarla değil; bizzat halkın tanıklığıyla ortaya çıkar.
Gerisi gürültüdür.
Osman Zahteroğlu
