Taziyeevinde Yemek, Mevlit ve Tevhit

Cahit Faruk İSLAMOĞLU

2 hafta önce

Taziye merasimleri memleketimizde genelde 3 gün sürüyor. Ölüm acısı ne kadar derin olsa da hayat devam ediyor. Eğer vefat eden 80-90’lı yaşlarda ise ölüm daha da normal kabul ediliyor
Ancak vefat edene bir vefa borcu olarak bizim kültürümüzde bazı törenler icra ediliyor.
Taziye evleri yokken vefatın arkasından genellikle cuma gecesine denk gelecek şekilde "Tevhit" çektirilir, tevhitte gülsuyu ve şeker ikram edilirdi.
Taziye evleri çoğalınca şöyle bir usul gelişti; Önce mevlit okunuyor, sonra tevhit çekiliyor, akabinde de merasime iştirak edenlere yemek ikram ediliyor.
Bu usul, imkânı olan varlıklı insanlar tarafından yapılmaya başlanınca sanki dini bir vecibeymiş gibi algılanarak imkânı olmayan kişilerin de (belki borçlanarak da olsa) böyle bir icraata girişmeleri çeşitli eleştirilere neden oldu.
Ölen bir kimsenin arkasından bir takım merasimler yapmak geride kalanları rahatlatır. Yapılan yemek hayratı, hatim, mevlit ve tevhidin onun Allah katında affını sağlayacağı inancı yaygındır.
Mevlit okutmanın ve tevhit çektirmenin de dini bir dayanağı olmamasına rağmen, cenaze evinde herkesin birbirinin yüzüne bakıp, boş lakırdı yapacağına Kur'an-ı Kerim okunup, peygamberimizin ahlakını anlatan, Allah'ı hatırlatan sözlerin okunması, salavat getirilmesi, dua edilmesi elbette daha hoştur.

Yine müteveffa'nın hatırına camiye gidip Kur'an-ı Kerim dinleyip, kelime-i tevhit çekip, zikir yapmak da güzel bir davranıştır.
Ben bu konuda şöyle düşünüyorum;
Ölünün arkasından yapılan hiç bir şey Farz, Vacip, Sünnet cinsinden dini bir emir ve vazife değildir.
Ancak insanın muhterem, muazzez ve mükerrem bir varlık oluşu, hemencecik unutulmaması ve ona bir vefa borcu ve değer verilmesi gerektiğinden hareketle;
"Gücü ve imkânı olan kimseler ister vefatın 3. gününde, ister yıl dönümünde, yemek hayratı yapıp, öncelikle fakirlere, komşulara, akrabalara, dostlara yedirebilir. Kurban kestirip etini fakirlere dağıtabilir, istediği hayır hasenatı gizli ve açık yapabilir. Böyle yapan insanlar asla kınanamazlar" diye düşünüyorum.
Buradaki tek tehlike bu yapılanların dini bir zorunluluk gibi algılanması tehlikesidir.
Nitekim hayrat yemeği geleneği yüzyıllardır vardır. Kilis'te eskiden Şeyh Mansur'da, Şeyh Muhammed'de, Şurahbil makamında çokça hayrat ikramları olurdu. Yemekler orada pişerdi.
Dileyen de ölen kişinin arkasından okutacağı Kur'an-ı Kerim ve tevhit merasimi ile yetinebilir.

Böyle yapanlar da asla kınanamazlar.

Borç edinerek hayır ve hasenat yapmaya gerek de yoktur.
Aslolan kişinin sağlığında yaptığı salih amellerdir. Arkasından yapılan salih amellerle o kişinin Allah'tan AFFI sadece umulur.
Asıl kıymetli olan ise "Bu dünyada hoş bir seda bırakabilmektir"

Vesselam.

YAZARIN DİĞER YAZILARI